Yanlış Yönetiliyoruz

2010-12-01 16:08:00

Devamı

R.T.ERDOĞAN GÖMLEK DEĞIŞTIRDI

2010-11-30 12:13:00

      Devamı

Oylar Kime?-(şiir)

2010-11-05 09:07:00

OYLAR Kime? -şiir Siyasiler nutuk attılar,inan ki.  Siyasetçiye,ben inanmadım ki.  Geldiler,gittiler,hep aynı sanki.  Çok konuştular inanmadım ki.  Meclise gitmeden,yol yaptılar.  Peş peşe fabrikalar kurdular.  Çok insanı hayalen işe aldılar.  Çok konuştular,inanmadım ki.  Fabrikayı sattı,işe yaramaz dedi.  Sattığı fabrikayı iki,günde yedi.  Yabancılar alsın,bana ne? ,dedi.  Bunlara ben hiç innamadım ki.  Vatanı satmışlar yabancılara.  Para gelecekmiş şimdi onlara.  Düşündüm ne desem bunlara.  Çok anlattılar,inanmadım ki.  Kimi PKK,kimi Türban dedi.  Kimi çay içti,kebap yedi.  Kimi vatan sattı,satın aldı.  Vekillere,inanmadım ki.  Çocuklar öpüldü,şeker alındı.  Şenlik vardı,uçanlar balondu.  Fakir köylüde orada bulundu.  Mazot yalanına,inanmadım ki.  Kömür dağılmış,alamadım ki.  Kart alamadım,aylar oldu sanki.  Düşündüm,dilenciyim,inan ki.  Vekillere hiç inanmadım ki.  Oy vercağım,zengin olsun.  Gelir,bize nutuk atar,sağolsun.  Vermeye alıştık,al senin olsun.  Geri dönecağına,inanmadım ki.  Türk askeri parasızdır,fakire.  Vekilin çocuğu,gitmez askere.  Ölüm mukadder,vuran,kefere.  Avrupa dediler,inanmadım ki.  Zam geldi,bir şey alamadım.  Eve gittim,gizli gizli ağladım.  Yine kaçak bir sigara yaktım.  Zam yokmuş,inanmadım ki.  Mahsul tarlada,satamadım ki.  Buğday,ekmek alamadım ki.  Tüpgaz artmış,uçurum san ki.  Zam yokmuş,inanmadım ki.  Emekli ekmek bulamaz.  Et pahalı,kimse alamaz.  Nutuk atın kimse inanmaz.  ... Devamı

Şia’nın Kur’an’ı Tahrif İddiası

2010-10-12 11:22:00

Reddul Muhtar Ehl-i Şia’nın Kur’an’ın Tahrif Edildiğini Söylemeleri Yönünden Küfürleri! Kur’an-ı Kerim’in tahrifi kendi halinde iki kısma ayrılmaktadır: 1-Tevilde ve Tefsirde Yapılan Tahrif: Onların, Kur’an’ı zındıkların ve hakkı batıla saptıranların yorumladıkları gibi tevil ve Tefsir ettikleri görülmektedir. Bu küfür taifesi öyle teviller yapmışlardır ki, o teviller ne lugaten, ne aklen, ne de dinen caiz degildir. Bunlara örnek olarak : “el-Kâfi” isimli Kitaplarının 207 / 1 kısmındaki bu kitap Şia’ların en büyük ve en güvenli kitabıdır.   “Ebu Hamza’dan, Cafer (a.s) dedi ki : “Sana feda olayım, muhakkak ki Şia sana su Ayetin tefsirini soruyor : “ Onlar birbirlerine neyi soruyorlar? O büyük haberimi?” (1) ve Cafer (a.s) dedi ki: “Bunu istersen onlara haber veririm istersen de vermem. Ama ben sana tefsirini Vereceğim.” Ve bende: “Onlar birbirlerine neyi soruyorlar?”dedim ve O’da dedi ki: “O, Müminlerin emiri (Ali bin Ebi Talib) hakkındadır. Müminlerin emiri (a.s) buyuruyor ki: “ “Allah’ın benden daha büyük bir ayeti yoktur ve Allah’ın benden daha azametli bir haberi Yoktur.” dedi. (2) Hâlbuki: “O büyük haberi mi?” ayetini bütün tefsir ehli “kıyamet günü” Olarak tefsir etmişlerdir. Lakin Şia görüldüğü gibi Ali (r.a) üzerine yorumlayarak onun üzerine Büyük bir yalan ve uydurma atmışlardır. Su da bir gerçek ki; onlar bu tahrifte sadece Ali (r.a) nin üzerine yalan atmakla Kalmıyorlar onu Peygamberlerden, Kur’an-ı Kerim’den, gök ve yerin yaratılmasından ve Kıyamet gününden daha büyük bir ayet kılıyorlar. — Allah on... Devamı

Batıl Bir Mezhep ŞİA

2010-10-12 08:55:00

ŞÎA Hz. Peygamber'in vefatından sonra İmametin Hz. Ali ve evlatlarına ait bir hak olup nass ve tayinle gerçekleşeceğini iddia eden birbirlerinden farklı mezheplerin müşterek adı. Şîa kelimesi Arapcada şe-ye-a kökünden fırka, bölük, taraftar, yardımcı, bir kimseye uyan ve yardımcı olan manalarına gelen bir kelimedir. Kur'ân-ı Kerîm'de değişik yerlerde geçen bu kelime (bk. el-En'am, 6/65, 159; el-Hicr, 15/10; Meryem, 19/69; el-Kasas, 28/4, 15; er-Rûm, 30/32; Sebe, 34/54; el-Kamer,54/-51; es-Saffât, 37/83) Arapçada daha çok taraftar anlamında kullanılmıştır. Genel olarak halife Osman b. Affan'ın öldürülmesinden sonra meydana gelen olaylarda Ali b. Ebi Talib tarafını tutan, onunla birlikte düşmanlarına karşı savaşan ve mücadele edenlere Ali b. Ebi Talib'in taraftarları (Şatu Ali b. Ebi Talib) denildiği görülmektedir (eş-Şehristan, el-Milel ve'nNihal, I, 146). Şîa kelimesinin bu manada kullanılışı genel olarak Hz. Hüseyin'in 10 Muharrem 61/10 Ekim 681 tarihinde Kerbelâ'da şehid edilişinden sonraya kadar devam etmiştir. Kerbelâ hadisesinden bir süre sonra Şîa kelimesi bir terim olarak Emevilere karşı Hz. Hüseyin'in intikamını almak, Hz. Ali ve soyunun haklarını aramak, onun nesline yardım etmek için bir araya gelenleri ve onlara taraftar olanları ifâde etmeye başlamıştır. Şîa'nın ne zaman doğduğu konusu oldukça ihtilaflıdır. Şii kaynaklar, Hz. Peygamber zamanında, Ali b. Ebî Talib'i diğer sahabelerden üstün gören ve onu halifeliğe en layık sahabi olarak kabul eden Ebu Zer el-Gıfarî, Selmân el-Farisî, Mikdad b. el-Esved gibi ashabın ilk şiîler olduğunu, bu bakımdan Şîa'nın Hz. Peygamber devrinde doğduğunu belirtmektedir (bk. En-Nevbaht, Firaku'ş-şîa, Necef 13... Devamı

Osmanlıda RECM Cezası

2010-10-10 09:25:00

  KÖTÜLÜĞÜ ALENİ YAPAN 6753 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "(Zina suçu sebebiyle) herhangi birini şahitsiz olarak recmetseydim, falann kadını recmederdim. Çünkü onun konuşmasından, vaziyetinden ve yanına girip çıkanlardan dolayı ciddi bir şüphe hasıl olmuştur." RECM Taşla öldürme, taşa tutma, birine taş atma, sövme, lânet etme, kovma, birinin namusuna iftira etme, kötü zanda bulunma; evli veya dul bulunan erkek veya kadının zina etmesi halinde İslâm mahkemesi kararıyla taşlanarak öldürülmesi anlamında bir fıkıh terimi. R.c.m kökünden mastar, çoğulu "rucüm" dür. Aynı kökten "racîm"; recm olunan, taşlanan, kovulan ve lânetlenen anlamındadır. Kur'an-ı Kerim'de bu anlamda "recm" ifadesi bulunmamaktadır. Bir ayette gaybı taşlamak" (el-Kehf, 18/22), başka bir yerde, "yıldızları Şeytanlar için atış taneleri yaptık" (el-Mülk, 67/5) ayetinde "atış taneleri" anlamında "rucûm" çoğul olarak gelmiştir. Zina edenin taşlanması Sünnet, ve icma delillerine dayanır. Zina bütün semavî dinlerde haram kılınmış ve çok kötü bir fiil olarak kabul edilmiştir. İslâm'da zina büyük günahlardan olup, ırz, namus ve neseplere yönelik olduğu için, cezası da hadlerin en şiddetlisidir. Zinanın cezası, fiili işleyenin evli veya bekâr oluşuna, İslâmî emir ve yasaklarla yükümlü bulunup bulunmamasına göre kısımlara ayrılır. Dayak, taşla öldürme, sürgün ve İslâm devleti'nin koyacağı ta'zir cezası bunlar arasındadır. Yüz Değnek Cezası Bekâ... Devamı

Recm Cezası

2010-10-09 09:01:00

  Ana sayfa » Kütübü Sitte » Hudud ZİNÂ HADDİYLE İLGİLİ HÜKÜMLER 1561 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Hz. Ömer (radıyallahu anh)'i hutbe verirken dinledim. Şöyle demişti: "Allah Teâla hazretleri Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'i hak (din ile) gönderdi ve O'na Kitab'ı indirdi. Bu indirilenler arasında recm âyeti de vardı! Biz bu âyeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zinâ yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum: Aradan uzun zaman geçince, bazıları çıkıp: "Biz Kitabullah'da recm cezasını görmüyoruz (deyip inkâra sapabilecek ve) Allah'ın kitabında indirdiği bir farzı terkederek dalâlete düşebilecektir. Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların zinâları, -delil veya hamilelik veya itiraf yoluyla- süb–t bulduğu takdirde, onlara tatbik edilmesi gereken Kitabullah'da mevcut bir haktır. Allah'a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: "Ömer Allah Teâla' nın kitabına ilâvede bulundu" demeyecek olsalar, recm âyetini (Kitabullah'a) yazardım." Buhârî, Hudud 31, 30, Mezâlim 19, Menâkibu'l-Ensar 46, Megâzi 21, İ'tisâm 16; Müslim, Hudud 15, (1691); Muvatta, Hudud 8, 10, (, 823, 824); Tirmizî, Hudud 7, (1431); Ebu Dâvud, Hudud 23, (4418). 1562 - İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'inde: "Kadınlarınızdan fuhşu irtikâb edenlere karşı içinizden dört şahid getirin. Eğer şehâdet ederlerse onları ölüm alıp götürünceye, yahud Allah onlara bir yol a&ccedi... Devamı

La İlahe İllallah’ın Şartları

2010-08-27 02:36:00

  La İlahe İllallah’ın Şartları Aşağıdaki yedi şart yerine getirilmediği taktirde “La İlahe İllallah” kelimesi söyleyen kişiye fayda vermez. 1. İlim: “La İlahe İllallah” ın manasını bilmektir. Bu kelimenin başlangıcı inkar, devamı ise tasdiktir. ‘La ilahe’ inkar,‘illa’ istisna edatı, ‘illallah’ ise istisna edatıyla beraber ispattır. Bu söz, Allah’ın (c.c.) dışındaki bütün ilahları ortadan kaldırmaktadır. Bu kelimeyi manasını bilmeden söylemek, kişiye fayda vermez. Çünkü bu kimse bu kelimenin neye delalet ettiğini bilip buna inanamaz. Bunun durumu yabancı bir dili konuşup bir şey anlamayan kimse gibidir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Bil ki Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur.”(Muhammed: 47/19) “Ancak bilerek hak için şehadette bulunanlar bundan müstesnadır.”(Zuhruf: 43/86) Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Kim ‘La ilahe illallah’ın manasını bilerek ölürse Cennete girer.” (Müslim, İman: 10.) “La İlahe İllallah” ın manası; ‘Allah’tan başka kendisine kulluk edilecek hiç kimse yok’ demektir. İbadet; Allah’ın (c.c.) sevdiği ve razı olduğu bütün gizli ve açık ameller ve sözlerdir. 2. Yakin: “La İlahe İllallah” ın kemalidir. Yakin, şevk ve şüpheyi giderir. Allah(c.c.) şöyle buyuruyor: “Müminler ancak, Allah’a ve Ras&ucir... Devamı

Barnabas İncili

2009-11-28 12:19:00

-Sunuş- Barnabas aslen Kıbrıslı olup yahudi bir aileden doğmuştur. Asıl adı Joseph (Yusuf) tur. Barnaba ise teselli oğlu anlamında ona sonradan verilmiş bir lâkaptır. Barnabas'ın kaleme aldığı incil, İsa'nın bir şakirdi, yani zamanının çoğunu, mesajını yaydığı üç yıllık süre içinde bizzat îsa'nın yanında geçiren bir kişi tarafından yazılmış ve bugüne kadar gelmiş, bilinen tek İncil'dir. Kabul edilmiş dört İncil'in yazarlarının aksine, o İsa ile doğrudan teması olmuş ve öğretisini doğrudan İsa' dan almış biriydi.  Barnaba İncili, MS. 325'e kadar İskenderiye Kiliselerinde Kanonik (-gerçek-sahih-) bir İncil olarak kabul ediliyordu. Tevhid (-Allah'ın birliği inancı-) lehinde yazan Iraneus'un (MS.130-200) yazılarından, bu İncil'in İsa'nın doğumundan sonraki birinci ve ikinci yüzyıllarda elden ele dolaştığı anlaşılmaktadır. Putperest Roma dininin ve Eflâtun'un felsefesinin İsa' nın aslî öğretileri içine girmesinden sorumlu olmakla suçladığı Pavlus'a karşı çıkan İraneus, kendi fikirlerini desteklemek için Barnabas İncili'nden geniş alıntılarda bulunmuştur. İznik Konsülü 325 Yılında Yüzlerce Yazımla Birlikte Barnabas İncili'ni de Yasaklıyor. 325'te ünlü İznik Konsülü toplandı. Teslis Pavlus Kilisesi'nin resmî inancı olarak ilân edildi ve bu kararın sonuçlarından birini de, o zaman elde bulunan üçyüz kadar İncil'den dördünün Kilise'nin resmî İnciller'i olarak seçilmesi oluşturdu. Bunlar, Matta, Markos, Luka, Yuhannâ'nın yazdıkları İncîllerdir. Özünde Eflâtûnun ortaya attığı trinite fikri, İsa'dan sonra 1'inci ve 2'inci yüzyıllarda kaleme alınan... Devamı

Demokratik Mücadele Kurumu ; PARTİLER

2009-11-28 10:43:00

Demokratik Mücadele Kurumu ; PARTİLER :Türkiye’de ve müslümanların akidelerini egemen kılmak için yollar ve çareler aradıkları müslümanların yaşadıkları yelerde dahi, demokratik düzenin kurumları olan siyasal partiler vasıtasıyla İslam’ı hükmetmek noktasına taşımayı geçerli bir yöntem olarak kabul edenler vardır.Bunlar çoğunluğu da oluşturmaktadırlar. İzledikleri bu yolun İslam’a uygunluğunu savunmakta, ispatlamak için delil diye kabul ettikleri bir takım gerekçeler ileri sürmekte ve hatta kendilerine katılmayan metodlarını benimsemeyen, İslami endişelerle izledikleri yollarını uygun görmeyen ve onların yanında mücadele ve çalışmayı reddeden müslümanları ağır bir dille dahi suçlamaktadırlar.Reddedenler (biz) ise meselenin İslami ilgilendiren bir konu olduğuna inanmaktadırlar.Anlaşmazlık konusu olan herhangi bir şeyin çözümü için Allah’a ve Rasulune başvurmakla, yani konu ile ilgili hükümleri araştırmakla hükümlüyüz.“ Hayır! Rabbine andolsun ki iş bildikleri gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar. “ (Nisa 65)İslam’ı egemen kılmak için çalışmak ibadettir.İbadetin yerine getirilme yolu ve bu yolun temel ilkeleri evvela Kur’an-ı Kerim , ikinci olarakta sünnet-i seniyye ile sabitlenmiştir.Bunlara müracaat edildiği taktirde herkesin tesbit edebilceği gerçek şudur : Müslüman , Allah’ın hükümlerine aykırı herhangi bir hükmü kabul edemeez . Müslüman bir kimsenin , İslam’ın emrettiği hedef ve gayeleri gerçekleştirmak sorumluluğu vardır.Bu sorumlulukları yerine getirebilmek için izleyeceği yol “ Allah’ın emrettiği , rasulunun rehberlik ettiği “yola aykırı olamaz . Muhammed Kutub , parti yoluyla ve demokratik yöntemlerle çalışma metodunun denenmesi ve bu yoldan yararlanılması gerektiğini savunanların var olduğunu işaret etmekte ve şunları söylemektedir : “ Bunlar ( yani İslami hareketin bir tıkanıklıkla karş... Devamı